« Önceki |

13/8/2007

Herkes konuştuğunu yazar, bense sustuklarımı...!!!!

Bir hayatın tozlu sayfaları içimi acıtan.
Ceplerimde kırık gece masalları duruyor,
Öksüzlüğümü avutuyor sonbahar.
Ne yana baksam sen oluyorum,
Parmaklarımı kanatıyor kirli duvarlar.
Kuşlar yuvalarından terk ediyor beni,
Bir sarsıntı geçiriyor yüreğim,sen şiddetinde...
Ellerime kar diye yokluğun yağıyor,
Aşk sorgusunda yüreğim can çekişiyor.
Yüzümde sensizliğin izleri,
Ayaklarımın altında bir yığın cam kırığı...


İçimden sökülen her kelime,
tekrar dönüp içime batıyor.
Ve her seferinde sana isabet ediyor.
Bir zindan karanlığı şimdi gecelerim,
Duvarlara sinmiş gözlerinin rengi...
Saatleri infaza çekiyor gelmeyişin,
Yavaş yavaş gidiyor benden hayat;
Damarlarımdan çekiliyor içimdeki sen !
Bense düşüyorum hiçlik ötesi bir hayata,
Kanıyorum sana, sende aşkı buluyorum
Hem de ayrılığa çarpa çarpa...


Suskunlukta sesler daha çok acıtıyormuş,
Bu yüzden senden harf harf kaçışım.
Yalnızlığıma esir düşüyorsun,
Bense kayboluyorum cümlelerinde.
Ve susuyorum sana, avaz avaz susuyorum.
Sende birikiyor içimin tüm sökülenleri
Ben dipsiz bir kuyu oluyorum.
Biriktiriyorum her harfimde seni...
Şimdi yokluğa düşüyor zaman,
Ben bir adımda düşüyorum senden.
Kuytularıma sokulma, bırak bana uçurumlarımı,
Kalemimden azat et beni,
Herkes konuştuğunu yazar, bense sustuklarımı

10/7/2007

Ölümü kokluyorum

 

 

öLümü KokLuyorum..

Ölümü kokluyorum
Işığı farkedebilen çok az insan var
Karanlıkların içinde kalmaktan korkan
Gerçeklikler peşinde kaybolmaktan korkan
Bildiklerim göstermek istediklerimden çok farklı
Ruhumun içinde birikiyor
Hissettiklerimi kaybetmek canımı acıtıyor
Sadece ufak bir hayalde ve ufak bir zaman diliminde
Önemli gelebilecek herşey istemsiz varoluyor
Bu her insanın tek başına yaşayabilecegi
Kendini mutlulukla kandırabilecegi bir kaç güzel an
Uyandıgında içinde sadece acı bırakan
Bitimsiz duyguların cenneti
ama görebildigim tek şey neden cehennem?
Ölümü kokluyorum
Işığı farkedebilen çok az insan var

1/7/2007

Hayat! Sana söylüyorum…‎

Hayat! Sana söylüyorum…

Tam "hayata tutundum" derken biryerde tökezlemek…

Acı bir haberle yıkılmak!

Ölmeyi istemek… Bir saniyeliğine ölümü seçmek…

"Geçer" demek anlamsızdır artık. Havaya karışmak, denize karışmak, herşeye 'elveda' demek…

Ruhum bedenimden ayrılır da ben bir melek gibi göğe yükselirsem kanatlarım olur mu acaba? Bir melek… Sevgilinin son sözleri gibi, melek…

Yalan sevgilinin yalan sözleri…

Yalan sevginin kalan son yalan kırıntıları…

Yalan hayatın yalan insanları, yalan kalabalığı…

Yalan bir bitişin yalan hikayesi…

Yalan zamanın yalan tutamadıkları…

Yalan anıların yalan içindekileri…

Yalan bir meleğin kırılan yalan kanatları…

Yalan gecelerin yalan saklayamadıkları…

Yalan bir hayatın yalan insanı…

Bu kadar yalan hayata tutunmak niyedir?

Bıraksalar da o göğe çıkan halimde bir kanatlarıma bakabilsem artık var mı yok mu. Bıraksalar da gitsem artık en çabuğundan. Bıraksalar da ağlayabilsem artık içimden geldiği kadar. Bıraksalar da rol yapmayı bırakıp acımı yaşayabilsem artık kendimce.

Bıraksalar da bir gece sokağa çıkıp "yeter" diye bağırabilsem avaz avaz. Bıraksalar da gitsem artık buralardan. Bıraksalar da zorla yemesem, zorla içmesem bu yalan herşeyi devam ettirebilmek için. Bıraksalar da doya doya akıtsam gözyaşlarımı kırık kalbime. Bıraksalar da titreyen ellerimle gömsem bütün somut anıları ya toprağa ya denize. Bıraksalar da…

En amaçsız zamanlarda bile tutunacak birşey vardır değil mi hayatta? 'Hiç yoktan şunun için yaşamalıyım' dersin. O sebep bile yalandır. Yaşanası o sebep bile olmasa da olur. Nasıl olsa kendini yaşatacaktır o sebep. Sen olsan da olmasan da…

Hayat! Sana söylüyorum…

Yalansan eğer, tuzaksan eğer, geçip gidiyorsan eğer durma! Bit ve git! Bit de sonunu görelim. Meydan okuduğun tesadüf eziyetlerin kırılan hayali kanadıma bir yeni acıyı daha eklemeden bit artık.

Bit ki bir yalanını daha görmeyeyim…

30/6/2007

öyle anlamsız bi dünya vardı ki önümde kaybolup giden yakan kaybeden.. öyle büyük bi karanlıktı ki içimdeki.. beni her dakika dahada içine alan boğan savuran... bir renk lazımdı bu karanlığa .. ne siyah kadar koyu ne de beyaz kadar göz kamaştırıcı.. uyumunu bozmadan fazla aydınlatmadan siyahı kaybetmeden...bir renk vardı baştan başa beni kendime getiren en az siyah kadar can alıcı.. en az siyah kadar derin.... mor du bu siyaha karışan bütünleşen.. siyahı en ii anlatan... işte öyle bir mor renk girdi siyahıma.. 11 martta  artık siyahta  moru almıştı yanına ...mor siyahta .. siyasa mor da hayat buluordu ... ben onun dünyasında o benim dünyamda... karıştık.. ruhlarımız karıştı birbirine... bedenlerimiz alıştı.. karıştık birbirimize... ilk kez bu kadar güzel görünüodu bu iki renk gözüme ilk kez bu kadar bennden alıyordu beni... ruhumu okşuyordu adeta...cana katıyordu canıma hayat veriordu çok yara almış ruhuma... beni benden alıyordu ...yokediyordu... öyle tedavi oldu ki şimdi ruhum...artık gitgide ona karışıo her geçen gün biraz daha ayağa kalkıo.. hatta koşuyor... ruhum onun bedeninde ad bulmuş artık.. o beni yaşatıyor

30/6/2007

KARANLIK GECE

ılıklerımdekı
sıcaklıgın mı
soguklugun mu
anlayamadım
farkına vardıgım
sımsıcak gozyasım
eskı sevgılının golunde yuzerler
kımbılır beklı bır ıstırıdyede
pembe ıncı olacaklar
ve yuzerken benbır ısıltı alacak gozlerımı
elımı uzatsam,uzatmasam
korku benımle mısn?
kalamam ,kalmamalıyım kararsız
ya da herseyı bos verıp
sussam sussam
anlam  arama bulamazsın benı
cok fazla parlak degıl
bır yıldız olsam
yalnız
benı bır gun bulana parlasam
karanlık gece olsam
sadece denızler ustunde

30/6/2007

KALDIR BAŞINI CESUR OL....

Hep derindir izleri gidişlerin, yıkıcıdır...

Acıların en büyüğünü taşır yüreğimize,

zamansız,kahredicidir şu habersiz gitmeler...

Bir sayfa yırtılmıştır artık hayat takvimimizden,

mutlu zamanlarımız hırsızlarca çalınmıştır...

Külleri kalır bize yangının,güzellikler başkalarınca alınmıştır...

 

Nihayetindedir soluklanışımız,

son kampanası çalmaktadır hayat yolculuğun,

damarlarımızda en durgun sular gibidir kan...

Yorgundur bakışlarımız,feri sönmüştür gözlerin,

kalmamıştır dizde ruhu taşıyacak,son bir adımlık derman...

 

Göz yaşı bırakmaz yakasının artık gözlerimizin,

dertte ortak,yolda yoldaş olmuştur...

Sırdaş olmuştur ortak üşümelerde,kardeş olmuştur...

Gecelerimiz daha karanlıktır artık,yıldızlarımız suskundur...

Tüm kelimeler yastadır,utanmasındadır çaresizliğin...

Sözler,dudak arkalarında hücre cezasındadır çoktan...

Ve ızdırabındadır akıl bu mahkumiyetin hiç yoktan...

Zalimlik revaçta,kötülük baş tacıdır zamanda...

Sevmek güzel,aşk hülyadır ya,

kaderin ihaneti  ne acıdır zamanda...

 

Ne zordur,

bir gidenin ardından toplamak sağda solda ne kaldıysa...

Katledilmiş sevgiler,

ihanetler,

yalancı gülüşler,

isimler,

sahte bakışlar...

Önce resmi unutulur,sonra ismi

ve göz pınarlarında donar zamanla gidişine dökülen akışlar...

Güneş yeniden doğar,bahar yeniden gelir,göçenler döner geri...

Bir gün gelir,elbet anlaşır bırakıp gidilenin değeri...

Zaman geçmiştir,kırılmıştır zalim rüzgarların esişiyle dal...

Üzülme diye fısıldar bir gizli ses,

nasılsa gün gelecek, aptallığını anlayacaktır aptal...

Gülümse hadi hayata,kaldır bakışlarını yerden.

Sessiz gemi misalidir bu gidiş,

giden asla dönmeyecektir,çıktığı bu son seferden...

Bak,doğuyor güneş güne,can çekişmede yüreği üşüten ayaz...

Al hadi kalemi eline,cesur ol,

bu veda şiirini sen kendi bildiğince yaz...

Noktası senin,virgülü senin,

gülüşü senin olsun,hadi üzülme,eğme başını...

 Unut gitsin,unutamadığın o  vefasız gönül arkadaşını...

25/6/2007

Küçük kız

 

Her gün ki gibi kalkıyorum yatağımdan
Kırık,dökük aynamın karşısına geçiyorum
Ama aynadaki ben , ben değilim
Arkaya dönüp baktığımda yıkılan hayallerimle bitip giden küçük bir kız var.
Terk ediyor işte.
Hiç arkasına bakmadan.
Ruhuma bir şeyler dokunuyor.
Can çekişiyorum.
Sanki ölüyorum.
Nefesim kesiliyor.
O giden küçük kıza gel diyorum.
Sesim çıkmıyor
Bir karabasan çökmüş hayallerime…
Küçük kız geri gelmiyor.
Seslendim duymadı …
Ağladım görmedi…
Gitti…
Ardına bir kez bile bakmadan …

25/6/2007

 

Sen hiç kırılmış gibi hisseder misin?

Sen hiç kendini yersiz hisseder misin?

Herhangi bir şekilde sana ait olmayan bir şey gibi

Ve hiçbiri seni anlamaz

Hiç uzaklara kaçmak ister misin?

Kendini odana kilitler misin?

Radyonun kısık sesini arttırarak

Hiç kimse duymaz seninn çığlıklarını

Hayır, sen onun ne gibi bir şey olduğunu bilmezsin

Hiçbirsey iyi hissettirmediği zaman

Sen onun ne gibi bir şey olduğunu bilmezsin

Benim gibi olmak için

Yaralanmak için

Kayıp hissetmek için

Karanlıkta atlamak için

Sen aşağılık olduğunda tekmelemek için

Senin kötü davrandığın gibi hissetmek için

Kırılganlığın kenarında olmak için

Ve kimse orada seni kurtarmaz

Hayır, sen onun ne gibi bir şey olduğunu bilmezsin

Sen, başka birisi olmayı ister misin?

Sen kendini dışarıda hasta mı hissediyorsun?

Sen, bir şeyi daha çok bulmak için umutsuz musun?

Senin hayatın bitmeden önce

Sen, nefret ettiğin bir dünyanın içinde yapıştırılır mısın?

Sen etraftaki herkesten bıktın mı?

Onların büyük sahte gülümsemeleri ve aptal yalanlarıyla

Derinliklerde bir yerin hiç kanadı mı?

Hayır, sen onun ne gibi bir şey olduğunu bilmezsin

Hiçbirşey iyi hissettirmediği zaman

Benim gibi olmak için

Yaralanmak için

Kayıp hissetmek için

Karanlıkta atlamak için

Sen aşağılık olduğunda tekmelemek için

Senin kötü davrandığın gibi hissetmek için

Kırılganlığın kenarında olmak için

Ve kimse orada seni kurtarmaz

Hayır, sen onun ne gibi bir şey olduğunu bilmezsin

Hiç kimse şimdiye kadar, senin yüzüne doğru yalan söylemedi

Hiç kimse şimdiye kadar seni arkadan bıçaklamadı

Sen benim mutlu olduğumu düşünebilirsin ama değilim

Herkes her zaman sana ne istediysen verdi

Asla orada olmak için çalışmadın

Sen onun ne gibi bir şey olduğunu bilmezsin, ne gibi birsey...

Yaralanmak için

Kayıp hissetmek için

Karanlıkta atlamak için

Sen aşağılık olduğunda tekmelemek için

Senin kötü davrandığın gibi hissetmek için

Kırılganlığın kenarında olmak için

Ve kimse orada seni kurtarmaz

Sen onun ne gibi bir şey olduğunu bilmezsin, ne gibi bir şey...

Yaralanmak için

Kayıp hissetmek için

Karanlıkta atlamak için

Sen aşağılık olduğunda tekmelemek için

Senin kötü davrandığın gibi hissetmek için

Kırılganlığın kenarında olmak için

Ve kimse orada seni kurtarmaz

Sen onun ne gibi bir şey olduğunu bilmezsin

25/6/2007

 

Şırıngayla ruhumu
Uyuşturduğum wakit;
Siyahlara bürünmüş gözlere
Ölüm şiirleri yazdım
Ben ne kadar mahkumsam karanlığa
Benim dünyama girdiğin wakit
Acıların yol gösterdiği
Ruhun zindan edildiği
Bir kabustasın...
Şafak pek uğramaz buralara...unutma!

25/6/2007

 

Hayata gözlerini yummadan önce son bi kez baktığında ne göreceksin. İçine kapanıp yaşadığın bu hayatın sana bi anlam ifade etmesi bence çok saçma. Sen hiç korkudan tir tir titrerken öldün mü? Yada bi yolun ortasında sızarken istediğin sadece sıcak bi omuz muydu? Hayatın seni nereye götürdüğüne baktın mı hic? Bir karıncayı öldürürken çıkan sesleri duyduğunu da sanmıyorum. Gecenin karanlığında kan kokan bi yolda ilerlerken gözüne çarpan o kör dilenciye selam da mı vermedin yoksa? Paketindeki son sigaranı isteyen tinercinin de boğazını kesip kaçmadın tabiki. Evdeki bütün ici dolu bira şişelerini kırıp üstüne yattığını öğrendim. Ama ben senden duymak isterdim. Neden bana hiçbişey anlatmadın? Sebebi sadece seni ziyarete geldiğimde annenin kafasını kesip getirmemem mi? Yok bu olamaz. Ama gittiğimiz o bijuteride beğendiğin küpeyi çalmadığım için bana kızgın oldugunu biliyorum. Hatırladın mı hiç bi önemi olmayan sıradan bi günde sana aldığım sevimli ayıcığın karnını açıp neden kanımdan bi kaç damla koymadığım için ne kadar çok sinirlenmiştin. Beraber yaptığımız bilinçaltı yolculuklarında sandaldan düşerken elini tutmadığım için bile o kadar sinirlenmemiştin sen. Evimin bi köşesinde duran resmini daha güzel gözüksün diye küp şeklinde parçalara ayırmıştım ya bi gün o zaman bana “bitanesin” demistin. İlk ve son kez. Hala aklımda o an. Hala tekrar yaşıyorum bazen. Farkında mısın bilmiyorum ama ben hala yaşıyorum. Pek sanmıyorum desem yalan sayılmaz ama. Hatırlamazsın ki. Sen neyi hatırladın ki bunu hatırlayacaksın. Sen korkuyordun ya bazen. Hani beyninin en uç noktasındaki girdaplara yalnız başına daldığında. Beni bile istemezken yanında. Sonra birden kendine gelip “Neden benimle gelmedin?” diye bağırıyordun bana. Ben aslında seninle geliyordum ki. Sadece varlığım seninle değildi. Ama sen bilmiyordun. Sen neyi bildin ki. Ama seni suçlamıyorum sadece. Aslında suçlu benim galiba. Şimdi tekrar burada olmanı ve beni suçlamanı çok isterdim. Ama gittin. Bebeğim sen gittin. Bensiz gittin. Hani her şeyi beraber yapacağımıza söz vermiştik. Ben sana yine de kızmıyorum. Dün seni son gördüğüm yere gittim. Yani evindeki banyoya. Bir kenarında kırmızı bi leke olan o güzel metal parçası hala orda yerde duruyordu. Ve bıraktığın son kelimeler: “Üzgünüm, sözümü tutamadım ama sen benim bu halime inat yaşamak zorundasın. Seni her zaman bekleyeceğim.” Ve şuan elimde sımsıkı kavradığım senin sonun olan metal parçası benimde sonumu getirecek. Korkuyorum biraz. Ama sonunda senin olduğunu bildiğim için de mutluyum. Birazdan seni alan melekler benim için gelecekler. Kızgınım onlara. Ama yapabileceğim de başka bişey yok. Aklım durdu artık. Sıra bileklerimde. Kanımın o muhteşem kokusunu duymaya başladım. Ve ellerim artık yazamayacak duruma geldi sanırım. Artık gelmek üzereyim bebeğim